Mektubat-ı Geylani - Dokuzuncu Mektup


Ey Aziz,

Şehvet çağırıcılarına arka çevir. Geç. Boş arzulara tabi olma. Çünkü Hak Teâlâ onun için şöyle buyurdu:

  • “Sonra seni o, Allah yolundan alır…”(38/26)

Sakın kasvet ehli ile yani kalbi karalarla sohbet etme. Çünkü onlar hakkında şöyle buyruldu:

  • “Yazıklar olsun, o, Allah’ı anmayan kalbi karalara…”(39/22)
  • “Allah’a karşı reddine çare olmayan gün gelmeden, Rabbinizin davetine koşun…”(42/47)

Mealine gelen ayet-i kerime senin için bi münadidir. O’nun şu nidasını kalb kulağına duyur:

  • “İman edenler için, Allah’ın zikrine dalıp kalblerinin Huşua Varacağı zaman gelmedi mi?...”(57/16)
  • “İnsanlar sanır mı ki başıboş yaratıldı?”(75/36)

Ayet-i kerimesi sana bir tenbih olsun… Ve:

  • “Aldatıcı, Allah adını anıp sizi kandırmasın…”(31/33)

Ayet-i kerimesinde işaret edilen aldanma uykusundan uyan…

Sanıyor musun ki sormadan bir şey öğrenebilirsin. Ve sanıyor musun ki susup durmakla bilgisizliğin geçer. Yanılıyorsun. Durma sor. Hem de sana lazım olanların en önemlisini. Ehli huzurun yükseldiği makamlardan haberler sor. Sor, sor ki onları tanıyasın ve:

  • “Onlar öyle erlerdir ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah’ı anmaktan alıkoyar…”(24/37)

Mealini taşıyan ayet-i kerime ile tarif edilen kimselerin vasıflarını anlayasın…

Sen bir başka âlemin yolcususun. O âlemin adı anıldığı yerde buranın ismi hatıra gelmez. Orası gayelerin kabesidir. Yolculuğun yönünü oraya çevir. Baş ayağınla yürü. Seni oraya vardıracak ayak başında saklıdır. Onu bul, yoluna devam et. Oraya varmak için inkıta badiyesinden geçeceksin. Ki bu inkıta:

  • “Tam manasıyla O’na yönel…”(73/8)

Ayetinde saklı duran derin manadadır…

O yolda azığın, tecrid olsun ki bu tecrid:

  • “Allah de, sonra onları bırak…”(6/91)

Mealini taşıyan ilahi cümlenin özünde gizlidir.

Bineğini de diyelim. O da tavzif olsun. Tavzif ise şu ayet-i kerimenin özlü manasıdır:

  • “İşlerimi Allah’a ısmarladım…”(40/44)

Sakın bu yola yalnız çıkma. Sonra yanılırsın, şaşırırsın. Herkesin varacağı kapı ayrı olacak ama yolculukta birlik gerek. Arkadaş lazım. Bu yolda arkadaşların sıddıklar olmalı. Çünkü Allah-ü Teâlâ:

  • “Sadıklarla beraber olunuz…”(9/119)

Emri ile onlarla arkadaş olmayı bildirdi.

Yolcu yolunda gerek. Bu sebeple, dünya süsünden geç. Çünkü Allah-ü Teâlâ dünyayı anlatırken:

  • “Biz yeryüzünde yaptığımız şeyleri, ona bir süs kıldık…”(87/7) buyurdu.

Yeryüzüne süs olan sana da süs olacak değil. Onda kalır ve zamanı gelince onda ölür. Yanılır aldanırsan sana hasreti kalır. Hesabı kalır.

Bir ayet-i kerimede şöyle geçer:

  • “Mallarınız ve evladınız ancak size birer fitnedir…”(8/28)

Bu şekilde fitneliği bildirilen yollara sakın sapma. Onlardan yana özünü selamete çek.

Yalvar. Dua et. Bu yolda herkes gibi sen de bir acizsin.

  • “Onlar mı, yoksa muztar halde olana, yani bunalmışa icabet eden mi?”(27/62)

Ayet-i celilesinde belirtilen acizlerden birisin. Sana gereken de o acizler gibi yalvarmaktır. Çünkü Cenab-ı Hak darda kalmışlara mutlaka yardımını yağdırır. Yapacağın duayı tarif edelim:

  • “Allah’ım bizi sırat-ı müstakime hidayet et…”(1/5)

Bu duayı okuyarak yoluna devam et.

Ancak buraya kadar sayılan vazifeleri yaptığın takdirde, ezeli inayetin müjdecisi sana döner ve:

  • “Ayık olunuz. Allah’ın evliyasına korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar…”(10/62)

Mealini taşıyan ilahi fermanını okur. Sonra sana:

  • “Rahim, Rab’dan selam…”(36/58)

Mealini taşıyan mutlu müjdesini de getirir. Sonra o yardım eli seni alır:

  • “Allah’tan yardım… Yakında da fetih…”(61/13)

Cümlesinin mana köşesine oturtur. Orada sakın oturup kalacağını sanmayasın. Orada otursan bile, haberin olmadan yolculuğun devam eder. Çünkü Rabb’ın seni:

  • “Nimetlerle dolu, cennetlere…”(56/12)

Çağırıyor… Oraya varman gerek. O davet eder de gidilmez olur mu hiç? Oraya varanlar hep:

  • “Allah’tan nimet ve ihsan alarak döndüler…”(3/174)

Sen de onlardan biri olmak istemez misin? Elbette istersin. O halde söylenenleri yap.

Sen söylenenleri yapmaya bak. Kulsun, kula çalışmak düşer. Elbette kerim bir efendisi olan kul boş bırakılmaz. Çalışan kulunu O nelere erdirmez ki? O’nun erdireceği nimetlerin en güzeli visaldir. Çalışırsan seni de erdirir ama onun belirli bir şekli de yok ki bilesin. Ancak onun kokusundan anlayabilirsin.

Durma çalış. Visal dağının otları sana kokmaya başlar. Gayb âlemi sakilerinin elinde muhabbet şarapları, kadehler içinde ortada dönmeye başlar. Bir yandan da müşahade ilahileri söylenir ve şu ilahi kelam o mecliste söylenir:

  • “Bu size bir mükâfattır. Çalışmanız şükranla anılmıştır…”(76/22)

Bir yandan da ülfet sözcüsü:

  • “Allah-ü Teâlâ, Musa ile tam bir şekilde konuştu…”(4/164)

Ayet-i kerimesiyle işaret buyrulan kıssayı anlatır. Ve o hikâyedeki:

  • “Rabb’ı dağa tecelli edince un ufak kıldı…”(7/143)

İlahi cümlesindeki manayı anlata anlata bitiremez…

  • “Musa baygın düştü…”(7/143)

Ayet-i kerimesi ile bildirilen, sarhoşluk hallerini basiret gözleri seyreder ve tadına doyulmaz zevki alır…

Orası bir vuslat âlemidir. Aczi itiraf gerek. İşte basiret gözleri o hikâyedeki müşahede halinin sonucunu görür görmez, aczini itirafa mecbur kalır.

  • “O gün birtakım yüzler, Rablarına bakıcı olarak kalacaklar…”(75/22)

Ona aczini daha fazla anlatır. Çünkü sadece bakıcı. Ya sonucu. Ya gördüğü. İşte bunları düşünürken, şu ayet-i kerime imdadına yetişir; hal diliyle okur ve kurtulur:

  • “Gözler onun künhünü idrak edemez… Ama o, gözleri idrak eder…”(6/103)

Cenab-ı Hak cümlemizi, aczini idrak edip, varlığını Hakk’a teslim eden kullarından eylesin… Âmin.

Tasavvufi Sözler

  • Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi, sonunda sana da dikişisiz elbise giydirecekler...

    Hz. Mevlana Celaleddin Rum'i
  • Maddi hayata meyledenler için hayat deniz suyu içmeye benzer. İçtikçe susarlar, susadıkça içerler...

    Hz. Muhyiddin Arabi
  • Ey ademoğlu; Ey insanoğlu, bizi yaratan Allah`ın emirlerini tutmak mecburiyetindeyiz. Çok nazikâne dikkat edelim.

    Hz. Hacı Ahmet Kayhan Dede
  • Tasavvuf, Hakk'ın, seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir.

    Cüneyd-i Bağdadi
  • Sen insana ulaşmadan Allah'ı nasıl arıyorsun?

    Muhammed İkbal
  • Allahım! İnsanlar seni verdiğin nimetler yüzünden severler; bense seni verdiğin belalar yüzünden severim.

    Hallac-ı Mansur
  • Aşka delilik diyen insan, hayatın sırrına ebediyen bigane kalsın.

    Muhammed İkbal
  • Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe değerdi.

    İmam-ı Azam
  • Bir gün nefsime dedim: gel seninle Rabbime gidelim. gelmedi. Ben de tek başına yürüdüm, gittim.

    Beyazıd-ı Bestâmi
  • Allah' ı bilenler ise, ruhun beynin özü ve hakikatı olan Hak' tan geldiğini müşahade ettiler.

    Ahmed Hulûsi
  • Allah sizin kalıbınıza ve suretinize değil, kalbinizin temizliğine bakar.

    Hz. Muhammed (s.a.v)
  • Bir insanda görülen ameller ve takvadan başka, bir de onun cevher gibi güzel olan gizli amel ve takvası vardır. Bakış gücü olmayanların nazarları, görünen amellerdir. Halbuki biz onlara bakmıyoruz. Biz insanın içine, içindeki sırra bakıyoruz.

    Şeyh Hariri
  • Bir kimse kendi hakikatine arif olursa, hiçbir itikat ile kayıtlı olmaz.

    Muhiddin Arabi
  • Bütün maşuktur, aşık perdedir. Diri maşuktur, aşık ölüdür.

    Hz. Mevlâna
  • Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.

    Gazâli
  • Eğer bir müminin kalbini kırarsan Hakk'a eylediğin secde değildir.

    Yunus Emre
  • Ey birader, sen ancak bir düşünceden ve fikirden ibaretsin. Üst tarafın kemik ve A'sab sinir ve adalât (kas) ve elyaftan (insan ve hayvanda adaleleri meydana getiren ince lifler) ibarettir.

    Hz. Mevlana
  • Hakikât yolu, aranmakla bulunmaz. Ama Bulanlar ancak arayanlardır.

    Beyazıd-ı Bestâmi
  • Hakikatte Arş ve Beytullâh, Allah'ı bilen arifin kalbidir.

    Muhyiddin Arabi
  • Hakkın Rahmeti bizim günahlarımızdan büyüktür.

    Muhyiddin Arabi
  • Her kişinin iki resülü vardır. Biri zahir, diğeri batın. Zahir dildir, Batın gönüldür. Dil Muhammed'e, gönül Cebrail'e benzer.

    Hacı Bektaş-ı Veli
  • Her şey maşuktur , aşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur , aşık bir ölüdür.

    Hz. Mevlâna
  • İnd-i Sânî'de, bütün mahlûk TEK bir NOKTADIR; Kâinâtın cümlesi bu, NOKTA da bir NÜKTEDİR!

    Ken'ân Rifâî
  • İstesem sırf fatiha suresinin tefsiriyle yetmiş beygiri yüklerim.

    Hz. Ali
  • Kendimi arıyorum, gören varmı?

    Erzurumlu İbrahim Hakkı
  • Kerem, dünyayı ona muhtac olana vermen ve kendisine muhtac olduğun Allah'a yönelmendir.

    Ebu Hafs
  • Kimde sevgi varsa, Allah'ın varlığı ondadır.

    Hz. Mevlâna
  • Kimi aşık görürsen, onu maşuk bil. Zira o aşka nisbetle hem aşıktır, hem de maşuktur.

    Hz. Mevlâna
  • Kur'an insanlara pek çok şeyi sembollerle anlatırken; tasavvuf ise baştan sona, serâpa sembol ve mecazdır.

    Ahmed Hulûsi
  • Maddi hayata meyledenler için hayat deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler.

    Muhiddin Arabi
  • Musibetin sevabına talip olmaklığın, musibeti çekmekte iken de varsa, zahidsin.

    Hz.Muhammed (s.a.v)
  • Nazar ve nefes az kaldı kaderi geçecekti. Nefes ve nazardan Allah'a sığının.

    Hz.Muhammed (s.a.v)
  • Nokta, tüm çizgilerin esasıdır.

    Hallac-ı Mansur
  • Okunacak en büyük kitap insandır.

    Haci Bektasi Veli
  • Ölüm, yaradılmışın Yaradan'a kavuşmasıdır,Şeb-i arus'dur.

    Hz. Mevlâna
  • Sevgin yoksa, dost arama.

    Şeyh Sâdi
  • Algılanan varlığın, Hakkın vücudu olduğunu müşahade, vahdet-i vücud'dur.

    Ahmed Hulûsi
  • Tasavvuf zamanı en uygun bir şekilde değerlendirmekten ibarettir.

    Ebu Siad-i Ebu'l Hayr
  • Tasavvuf, Allah ile olan muamelenin saflığıdır. Bunun aslı da dünyadan yüz çevirmedir.

    Cüneyd-i Bağdadi
  • Tasavvuf, bila-alaka (hiçbir bağ olmadan) tamamiyle Allah ile olmandır.

    Cüneyd-i Bağdadi
  • Vücudun, ilmi ilahide, ilimden ibaret olduğunu müşahade, vahdet-i şuhud'dur.

    Ahmed Hulusi

Hakkı Dedemizin Bütün Derslerine ulaşmak için tıklayınız...

Misafirhanemiz

Dervish Guest House

Site Kullanım Sayacı